Kusursuziyet Takıntısı ve Hayatın Kirli Gerçekliği
Hepimiz bir noktada mükemmeliyetçiliğin bizi görünmez bir tuzağa düşürdüğünü fark ediyoruz. O "her şey yolunda gidecek", o her şeyi önceden hesaplama dürtüsü... Benim için bu, kimi zaman en büyük engel oluyor. Her şeyin bir formüle oturtulabilmesi gerektiği yanılgısı, özellikle de hayat gibi öngörülemez bir değişkenle uğraşırken, bizi felce uğratıyor.
Ben yazılım geliştiricisiyim. Kodla yaşıyorum diyebilirim. Ve sizin de bildiğiniz gibi, yazılım kusursuz olmaya çalışırsa sonsuza dek beta aşamasında kalır. Bir algoritmayı mükemmel çalıştırmak için gereken her türlü senaryoyu düşünmeye çalışırsınız; girdi sağlam, işlem doğru, çıktı beklendiği gibi. Bu linear (doğrusal) düşünce yapısını alıp hayatın üzerine uygulamaya kalkmak, felaketle sonlanır. Çünkü hayat linear değildir; o devasa bir simülasyon hatasıyla dolu, sürekli hata veren canlı bir sistemdir.
İşte bu noktada o ilk yatırım fikrim devreye giriyor: Mükemmeliyet, çoğu zaman ilerlemenin en iyi düşmanıdır.
Bu fikri benimseyen biri olarak, özellikle finansal dönüşüm yaşarken bu takıntıyı birden bire bırakmak zorunda kaldım. Kredi kartı borçlarından kurtulma yolculuğumda, her kuruşun, her ayın milimetrik hesaplanmasını bekledim. "Bu ay gelirimle X yaparsam, Y'ye ulaşıp, o sonraki ay kusursuz birikime geçeceğim" diye beklentim vardı. Bu, inşaat projesine benziyordu; temeli at, duvarları çek, çatı yap.
Ama hayatın bana sunduğu olan buysa: Sabit bir zemin değil, sürekli sallanan kumlarla dolu bir alan.
Bir keresinde, aylık nakit akışımı ayarlamaya çalışırken beklenmedik bir sağlık harcaması oldu. O dönemki ben, bunu bütün sistemin çöktüğü anlamına geldi. "Hata oluştu, geri dönüp sıfırlamalıyım" dedim. Ama pragmatik zihnim devreye girdi ve bu beklenmedik girdiyi bir 'bug' olarak değil, sistemin gerçekçi bir parçası olarak kabul etmeye zorlandı.
Tohumları Alana Kadar Beklemek Yoktur
İyi bir yazılım, ilk sürümüyle %100 mükemmel değildir. O beta sürümlerine ihtiyaç duyar ki, kullanıcılar onu gerçek dünya koşullarına maruz bırakabilsin. Hayat da böyledir. Bizim başlangıç noktamız, 'uyanmış' olmak olmalı; yani hareket etmeye başlamak.
Eğer bir sonraki maaş çekini, önceki tüm harcamalarımın kusursuzca öngörülebilir bir domino etkisi yaratması şartına bağlarsanız, hareket edemezsiniz. Küçük iyileştirmelerle başlayın. Attığınız her adım, en mükemmel senaryoyu beklemek yerine, sadece şu andaki koşulları iyileştirmeye odaklanmayı gerektirir. O küçük düzeltmeler, zamanla büyük mimariyi oluşturur.
Bu benim için bir tür ironiydi belki de. Bir sistem kurmaya çalışırken, en çok o sistemin kusurlarını affetmeyi öğrenmek gerekiyordu. Kusursuz bir plana ulaşmaya çalışmak yerine, hayata adapte olabilen esnekliğe yatırım yapmak gerektiğini anladım. Ve inanın bana, o ilk 'kabul etme' eylemi, tüm hesap tablolarından daha değerliydi.